|
 
 

Avrupa Birliği : Katılıma Doğru

Avrupa, 1 Mayıs 2004 tarihinde Birliğin üye sayısının 15'ten 25'e çıkmasını sağlayan tarihi genişlemeyle, kıtanın suni bölünmüşlüğünün sona erişini kutlamıştır. Diğer iki aday ülke olan Bulgaristan ve Romanya, 2007 yılına kadar katılım müzakerelerini tamamlama hedefiyle sırada beklemektedirler. Türkiye müzakere sürecine 3 Ekim 2005 tarihinde başlamıştır. Hırvatistan da Türkiye'yi bu süreçte izlemektedir.


6 Ekim 2004 tarihinde Avrupa Komisyonu, Türkiye tarafından AB ile uyum yolunda atılan adımlar ve ülkenin diğer adaylara uygulanan kriterler temelinde Birliğe katılması mukadder bir ülke olarak resmen ilan edildiği 1999 Helsinki Zirvesi'nden bu yana geçirdiği siyasi dönüşüm hakkında kapsamlı bir değerlendirme içeren ilerleme raporunu yayınlamıştır.
Komisyon bu doğrultuda, Türkiye'nin Kopenhag kriterlerini yeterli ölçüde karşıladığı sonucuna varmış ve ülkemizle katılım müzakerelerinin başlamasına dair açık bir tavsiyede bulunmuştur.
Bu çerçevede, Türkiye tarafından izlenen dinamik reform gündeminin yanısıra, Ekim 2001 ve Mayıs 2004'teki kapsamlı Anayasa değişiklikleri, yeni Medeni Kanun ve Ceza Kanunu ile sekiz reform paketini içeren devasa yasama çalışmaları da Komisyon'un Tavsiye Kararı'nda kayda geçirilmiştir.


17 Aralık 2004 tarihinde Brüksel'de toplanan AB Devlet ve Hükümet Başkanları, Komisyon'un tavsiyesi doğrultusunda Türkiye ile katılım müzakerelerinin 3 Ekim 2005'te başlatılması kararını almışlardır.


17 Aralık AB Zirvesi sırasında Türk Hükümeti, Türkiye ile AB arasında tam üyelik hedefiyle bir ortaklık ilişkisi kuran 1963 tarihli Ankara Anlaşması'nın Birliğin tüm üyelerine teşmili konusundaki Uyum Protokolü'nü katılım müzakerelerinin başlangıcından önce imzalamaya hazır olduğunu teyid etmiştir. Öte yandan Türkiye, bunun hiçbir şekilde Kıbrıs Rum Yönetimi'nin resmi ve hukuki yönden tanınması anlamına gelmeyeceğini kayda geçirmiştir. Bu husus, aralarında AB Hollanda Dönem Başkanlığı'nın da bulunduğu muhtelif çevreler tarafından, kamuoyu önünde de teyid edilmiş bulunmaktadır.


Sözkonusu Protokol 29 Temmuz 2005 tarihinde tamamlanmıştır. Türkiye, Protokolle beraber bir de Deklarasyon yayınlamıştır. Bu Deklarasyon ile, Uyum Protokolü'nün imzalanmasının, hiçbir şekilde Protokol'de adı geçen "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin tanınması anlamına gelmeyeceği kayda geçirilmiştir. Ayrıca, Kıbrıs'ta kapsamlı bir çözüme ulaşılıncaya kadar Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki tutumunda herhangi bir değişiklik olmayacağı ve böyle bir çözüme ulaşılması halinde Kıbrıs'ta ortaya çıkabilecek yeni bir ortaklık devleti ile Türkiye'nin ilişki kurmaya hazır bulunduğu vurgulanmıştır. Bu vesileyle Türkiye, BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu çerçevesinde Kıbrıs konusuna siyasi bir çözüm bulunması yönündeki çabaları desteklemeye devam edeceğini bir kez daha yinelemiştir.


Komisyon Başkanı Barroso, 17 Aralık Zirvesi'nin sonucunun, Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye kapılarını açma yönünde tarihi bir karar olduğunu söylemiştir. Gerçekten de, bu karar ve katılım müzakerelerinin 3 Ekim'de başlaması tam üyelik hedefi doğrultusunda 42 yıldır yürünen bir yolun son dönemecini simgelemektedir.


Türkiye'nin AB ile ilişkileri, tüm yeni üyeler ile aday ülkelerinkinden çok daha uzun bir geçmişe dayanmaktadır. Türkiye'nin AB ile ortaklığının başlangıcını tam üyelik hedefinin açıkça yer aldığı 1963 tarihli Ankara Anlaşması oluşturmaktadır. Sözkonusu Anlaşma, AB'nin Türkiye'ye yönelik taahhüdünün siyasi, hukuki ve manevi çerçevesini oluşturmaktadır.


1987'deki tam üyelik başvurusu ve 1996 başında yürürlüğe giren Gümrük Birliği, Türkiye'nin AB ile bütünleşme sürecindeki diğer önemli kilometre taşlarıdır. Onuncu yılına giren Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliği, bugüne kadar hiçbir aday ülkenin üyelikten önce gerçekleştirmediği bir düzenlemedir.


Türkiye, başından beri AB ile sahip olduğu özel ilişkilerini katılım müzakerelerinin sonunda tam üyelik ile pekiştirilmeyi amaçlamaktadır. Tam üyelik, katılım müzakerelerinin açık ortak hedefidir.


3 Ekim 2005 tarihli Lüksemburg Hükümetlerarası Konferansı kararıyla aday ülkeden katılımcı ülke statüsüne yükselen Türkiye katılım müzakereleri sürecinde, Devlet Bakanı Sayın Ali Babacan'ı Baş Müzakereci olarak atamıştır.


Müzakerelerin başarıyla sonuçlanması, AB'nin Avrupa'yı yeniden bölen çizgiler yaratmadan birleştirme kararlılığını ortaya koyacaktır. Avrupa projesinin gerçekleşmesi, tüm Avrupalıları paylaşılan değerler etrafında birleştirerek, demokrasiyi ve kıtanın birliğini perçinleyecektir. Dolayısıyla Türkiye'nin AB üyeliği, Birliğin temelini oluşturan ortak değerlere yeniden vurgu yapacak ve dünyada yeni bir dönemi simgeleyecek tarihi bir misyon teşkil etmektedir.


Türkiye, Avrupa demokratik değerler sisteminin ayrılmaz bir parçasıdır. AB içinde ve ötesinde medeniyetler uyumuna ve diyaloğuna önemli katkıda bulunacaktır. Türkiye'nin AB üyeliği gerçekleşmediği sürece, Avrupa bütünleşmesi projesi tamamlanmış olmayacaktır. Çeşitli coğrafyalarda barışçıl ilişkiler ağı kuran ve laik, çoğulcu demokrasisiyle reform konusunda istekli diğer bölge ülkeleri için bir ilham kaynağı teşkil eden Türkiye'nin üyeliği sayesinde Avrupa, uluslararası ilişkilerde ve bölgesel gelişmelerde stratejik anlamda daha güçlü bir sese sahip olacaktır.

 

Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerindeki gelişmeler

Türkiye-AB Katılım Müzakereleri 3 Ekim 2005 tarihinde Lüksemburg'da yapılan Hükümetlerarası Konferansta alınan karar uyarınca 20 Ekim 2005 tarihinde başlatılmıştır. Katılım müzakereleri 33 fasıl üzerinden yürütülmektedir.

Katılım müzakerelerinin ilk aşamasını oluşturan tarama süreci 20 Ekim 2005 tarihinde başlamış ve 13 Ekim 2006 tarihinde tamamlanmıştır. Bu süreçte 66 Türk heyetiz Brüksel'de AB Komisyonu yetkilileriyle tanıtıcı ve ayrıntılı tarama toplantılarında biraraya gelmiştir. Tanıtıcı tarama toplantılarında AB Komisyonu her fasıldaki AB müktesebatı hakkında bilgi vermiş, ayrıntılı tarama toplantılarında ise Türkiye'nin ilgili fasıldaki müktesebata uyum durumu Türk heyetince izah edilmiştir.

Halihazırda müzakere sürecinde kaydedilen ilerleme:

25 numaralı "Bilim ve Araştırma" faslında müzakereler 12 Haziran 2006 tarihinde açılmış ve geçici olarak kapatılmıştır.

20 numaralı "İşletme ve Sanayi Politikası" faslında müzakereler 29 Mart 2007 tarihinde açılmıştır.

18 numaralı "İstatistik" ve 32 numaralı "Mali Kontrol" fasıllarında müzakereler 26 Haziran 2007 tarihinde açılmıştır.

21 numaralı "Trans-Avrupa Ağları" ve 28 numaralı "Tüketicinin ve Sağlığın Korunması" fasıllarında müzakereler 19 Aralık 2007 tarihinde açılmıştır.

26 numaralı "Eğitim ve Kültür" faslı ve 17 numaralı "Ekonomik ve Parasal Politika" faslında Müzakere Pozisyon Belgeleri Hükümetlerarası Katılım Konferansına sunulmuş olup, bu fasıllara ilişkin AB Müzakere Pozisyonları halen üye ülkeler arasında ele alınmaktadır.

Kaynak: T.C. Viyana Büyükelçiliği
 
 
 
 
 AB'ye Uyum Süreci
 
 
 
 TÜSİAD’ın son yıllardaki tüm çalışmalarında AB perspektifi dikkate alınmaktadır.

Çalışma alanları ile ilgili olarak alınan pozisyonlar AB ile uyumlu ve tam üyelik hedefi gözetilerek oluşturulmaktadır.

AB ile ilişkilerimizde kısa vadeli gelişmelere odaklanmadan, masada oturmanın getirilerinden yararlanarak, tam üyelik hedefine doğru yürüyüşümüzü kesintisiz biçimde sürdürmeliyiz. AB ile ilişkilerimizde gelmiş olduğumuz noktada, artık, tam üyelik için bir tarih hedeflemeliyiz: Bu tarih, AB’nin yeni bütçe dönemi ve Avrupa Parlamentosu seçimleri göz önüne alındığında “1 Ocak 2014” olmalıdır. Önümüzdeki sürecin somut hedefler doğrultusunda daha iyi tanımlanması ve Türk kamuoyuna iyi anlatılması gereklidir. Türkiye’nin müzakereler esnasında izleyeceği pozisyon belirlenirken Sivil Toplum Kuruluşları vasıtasıyla toplumun mümkün olan en geniş kesiminden görüş istenmesi büyük önem taşımaktadır. 2014 yılına gelindiğinde, Türkiye’nin geride başarılı bir müzakere süreci bırakmış olması gerekmektedir.

AB’ye uyumun Türk insanı açısından anlamı, Türkiye’de daha iyi yaşam koşullarına ulaşmaktır. AB’ye üyelik süreci; adalet, eğitim, sağlık, çevre, yatırım ortamı, dış ticaret, rekabet ve bunun gibi geniş bir yelpazede, Türkiye için gerekli reformları zorunlu kılmaktadır. Yani tümüyle Türkiye’nin ulusal çıkarları doğrultusunda gelişmeler içeren bir süreçtir. Ulusal çıkarımız, bu süreci yalnızca ekonomik olarak değil, siyasal ve sosyal olarak da bir reformlar süreci şeklinde tanımlamak ve buna paralel olarak başarılı bir müzakere süreci yürütmektir. Ekonomide belirgin hedefimiz, yüzde 7-7,5 seviyesinde bir yıllık ortalama büyüme çizgisine ulaşmak ve 6-7 yıl içinde, satın alma gücü paritesine göre AB ortalamasının yaklaşık yarısına tekabül eden 12-13 bin dolarlık kişi başına milli geliri yakalamak olmalıdır.

Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecinde ikili ilişkiler alanındaki açmazlara yönelik taktik adımlara odaklanmak yerine, AB’nin gündemi ve geleceğine yönelik çok taraflı stratejik tartışmalara katkı sağlaması, AB nezdindeki düşünce kuruluşlarıyla yakın işbirliği yapılması ve bu yolla AB gündeminin katkı sağlayan bir tarafı haline gelinmesi önemlidir.

TÜSİAD olarak, Türkiye’nin AB ile sürdürdüğü üyelik müzakereleri sürecinin başlangıcından bugüne, süreci hem Avrupalıların hem de Türklerin bakış açısından görmeye çalışıyoruz. Avrupa’nın geleceğini göz önünde tutarak duruşumuzu ona göre belirliyoruz. Bu nedenle, Türkiye’yi ilgilendiren konuların yanı sıra, AB’nin mevcut sorunları hakkında çalışma yürüterek, Avrupa’da süren tartışmalara katkı sağlayabilmeyi arzu ediyoruz. Çünkü biz bir gün üyesi de olacağımız AB’nin küresel rolünün bugünkü düzeyinden çok daha ileri bir noktada olacağına inanıyoruz. Bu alanda 1988 yılından beri var olan BUSINESSEUROPE üyeliğimiz AB’nin gelecekteki politikaları hakkında söz sahibi olmamızı sağlıyor.

Kaynak: Tüsiad

© 2010 ATIS - Avusturya - Türk İşadamları ve Sanayicileri Derneği produced by multimedia support